Babacan’dan Şimşek açıklaması: ‘Yapacaklarınızın sınırı var’ dedim

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Karar TV ekranlarında Taha Akyol ile Elif Çakır’ın gündeme ilişkin sorularını yanıtladı. Babacan, ekonomi ile ilgili yaptığı değerlendirmede Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ile görüşmesinden de bahsederek Şimşek’e ekonomi yönetiminin yapacağı işlerin sınırı olduğunu ilettiğini söyledi.

Babacan’ın programdaki konuşmasından satır başları şu şekilde oldu:

ANAYASAL DÜZEN YOK SAYILDIĞI ANDA O ÜLKENİN SİSTEMİNİN ÇİVİSİ ÇIKMIŞ DEMEKTİR: Türkiye Cumhuriyeti gerçek bir hukuk devleti ise Anayasa kararları herkesi bağlar. Yürütme de yargı da kurumlar da onun gereğini yapar. Anayasanın çok açık bir hükmüdür. Bunun dışındaki her türlü adım aslında anayasal düzene karşı yapılmış bir teşebbüstür. Askeri darbe nasıl bir anayasal düzene karşı yapılmış bir eylem ise anayasanın ilgili hükümlerini yok saymak da benzer vahamette bir adımdır. Çünkü anayasal düzen yok sayıldığı anda o ülkenin sisteminin çivisi çıkmış demektir.

Seçimle iş başına gelenler ‘Ben 50+1’i aldım cebime koydum hukuk tanımam’ diyemez. Çünkü demokrasi; hukukun üstünlüğü ilkesi ile bir arada anlamlıdır, değerlidir.

Yargıtay’ın zaman içerisinde insan kaynağı olarak, kadro olarak aldığı bu şekil, siyasi partilerin yargı içine nüfus etme yarışı maalesef yargının da siyasallaşmasını beraberinde getiriyor.

50+1, 50+50 DE OLSANIZ, 100 DE OLSANIZ O ANAYASAYA UYACAKSINIZ: Yeni anayasa çıkardığımızda uyacak mısın, mevcuda uymuyorsun. Yenisini çıkardığımızda uyacağının garantisi ne? Siz 50+1, 50+50 de olsanız, 100 de olsanız o anayasaya uyacaksınız. Böyle bir şey yok. Biz bu anlayışa sahip olmayanlarla hangi anayasayı konuşacağız ki?”

Ekonomi, izole bir alan değil. Ekonomide en önemli unsur, güven. Güven dediğimiz o büyük kavramın içerisinde de hukuk güvenliği olmazsa olmaz bir unsur. Olmadığı bir ülkede ekonomide arzu edilen noktaya varmak çok zor.

Eğer güven yoksa, Arjantin gibi yüksek faiz ve yüksek enflasyon bir sarmal haline gelir. Arjantin’in yeni Cumhurbaşkanı soluğu Washington’da, IMF’nin kapısında aldı. Çok acı. Seçimden önceki açıklamalarına bakın, seçimden sonra yapmak zorunda olduklarına bakın.

Ekonomide biraz çarşıyı, pazarı bilmeden, Sultan Hamam’ın, Yeşildirek’in, Çıkrıkçılar Yokuşu’nun tozunu yutmadan ekonomiyi yönetmeye kalkışmak ancak hüsranla sonuçlanır.

Geçici olarak bir yerden borç para buluyorlar, ‘Merkez Bankası’nın rezervi 3 milyar arttı’ diyorlar. İyi de senin borcun da 3 milyar arttı. Dolayısıyla net anlamda bunun ülkeye bir faydası yok.

ÇOK KUVVETLİ BİR RANT RÜZGÂRI, ORADA KORKUNÇ KUVVETLİ LOBİLER VAR: Öylesine bir rant mekanizması kurulmuş durumda, ki o rant rüzgarının karşısında şu andaki bakanların hiçbirinin durma imkânı, ihtimali yok. O çok kuvvetli bir rant rüzgârı, orada korkunç kuvvetli lobiler var. Cumhurbaşkanı ile direkt cepten cebe konuşuyorlar. Onların etkisi herhangi bir bakandan çok daha fazla.

Türkiye için hukuk; ekmek, su gibi ihtiyaç bugün. Türkiye için ihtiyaç piramidinde en temelde hukuk var. Bugünkü ekonomi yönetiminin bunun gayet farkında olduğuna inanıyorum ama ellerinden gelen hiçbir şey olmadığını da biliyorum. O alan sadece Sayın Erdoğan ve hukukla uzaktan yakından alakalı olmayan insanlar tarafından yönetiliyor. Tabii ki Beştepe’de danışmanlar var. Onların bir kısmı gerçekten son derece riskli isimler. Nasıl oldu da ülkenin cumhurbaşkanı o nitelikteki insanlarla iş tutar hale geldi? O da benim için büyük bir hayal kırıklığı. Ülkem adına bir hayal kırıklığı.

Mehmet Şimşek, AK Parti döneminde ilk kurulan hükûmet zamanında tanıştığımız bir arkadaşımız. Kendisi hem Türkiye’de hem dünyada tanınır ve ismi olumlu olarak anılır. Dostluğumuz çok eskiye dayanır, ailecek görüşürüz. Babamın taziyesi için geldi, görüştük. ‘Güzel işler yapmaya çalışıyorsunuz, gayretiniz takdire değer ama bu adaletsizlik ve hukuksuzluk ortamında ekonomi yönetiminin yapacağı işlerin sınırı var’ dedim. Tabii görevi gereği bir tepkide bulunamadı, sadece dinledi.

İkili anlaşmalarla kredi çok risklidir. Başka bir ülkenin devlet başkanına ‘Para verdiniz ama yetmiyor, biraz daha verin’ demek, ülkenin dış politikasını ve uluslararası ilişkilerini bağımlı hale getirir. Borç alan emir de alır. Türkiye’nin finansmanı tamamen Türkiye’nin cazip hale gerilmesiyle sağlanmalıdır. Sermayenin doğal olarak artmasını sağlamanız lazım. Sizin eğer Rusya’ya doğal gazdan bir borcunuz varsa, diğer ülkelere gidip para istemek durumunda kalıyorsanız, ister istemez dış politikada ve ikili ilişkilerde o ülkelere karşı boynunuz bükük olur, dik duramazsınız. Kritik kararlarda ‘Kardeşim olmaz’ diyemezsiniz. ‘Eyy’ diye naralar atamazsınız.

Bugün 30 Kasım, seçimlerden bu yana tam 6 ay geçti. Normalde bırakın 6 ayı, ilk 3 ay çok önemlidir, yeni kurulan hükûmetlerde. O dönemde atılan adımlar ve sonuçları çok kıymetlidir. Biz ona ‘Altın fırsat penceresi’ deriz. Şimdi o ‘Altın fırsat penceresi’ kapanmış durumda ve bir yerel seçime doğru gidiyor ülke.

DAHA BUNLAR İYİ GÜNLER: Tekerleği yeniden icat etmeye gerek yok. Türkiye olarak biz derhal 29 ülkenin uyguladığı kamu alımları mevzuatını getirelim Türkiye’ye koyalım. Bu ülkelerde yatırım var mı var, kamu harcaması var mı var ama aynı zamanda bu ülkeler denge kontrol mekanizmalarının Türkiye’den daha iyi çalıştığı, şeffaflığın Türkiye’den daha iyi olduğu ülkeler. Kamu alımları, yolsuzluk bütün bunların arkasında bu var. İlk 90 günde kolay yapılacak işlerdi bunlar. Allah bu ülkenin yüzüne baksın, daha bu günler iyi günler. Ülkenin nasıl yönetildiğine baktığımda maalesef ümitkâr olamıyorum. Şu emekli maaşlarıyla açlık sınırına bakın.

Açlık sınırı açıklandı TÜRK-İŞ tarafından, şu hâle bakın. Emeklinin hâline bakın. Açlık sınırı neredeyse 2 katı. Aralıkta açlık sınırı biraz daha artacak. Açlık sınırı ile asgari ücret arasındaki makasın aralığını görüyorsunuz bu daha da açılacak. Gelecek yılın enflasyon borcunu öde ondan sonra gelecek yıl beklenenini öde. Gerçek enflasyon refah payını bir ver bakalım. Sokağa çıkan, alışveriş eden, evine bir kilo peynir alan herkes biliyor ki TÜİK’in enflasyonu gerçek enflasyon değil. Ben yeni ekonomi yönetiminden önce gerçek verileri ortaya koymalarını beklerdim.

Hükûmetin 6 aylık karnesinde neler var diye baktığımızda, Merkez Bankası faizi ne olmuş? %8,5’tan çıkmış %40’a. Seçimden bu yana dolar ne olmuş? 20 liradan, 28 liraya çıkmış. Mazot ne olmuş? 20 liradan, 37 liraya çıkmış. Enflasyon ne olmuş? Tabii bu TÜİK’in açıkladığı enflasyon %40’tan %61.4’e çıkmış.

Yeni Merkez Bankası Başkanı’na ‘Gerçekten bağımsız mısınız’ mealinde soruyorlar. ‘Siyasi sorulara cevap vermek istemiyorum’ diyor. Merkez Bankası Başkanı bu sorudan kaçarsa, kendi kredibilitesini oluşturamaz. ‘Kimseden talimat falan almam, görevim enflasyonla mücadeledir ve gereğini yaparım’ demesi lâzım. Ancak öyle güveni oluşturabilirsiniz.

ZORUNLU ASKERLİKLE BEDELLİ ASKERLİĞİN EŞZAMANLI UYGULANMASI ADİL DEĞİL: Zorunlu askerlikle bedelli askerliğin eşzamanlı olarak uygulanmasını biz adil görmüyoruz. Yani parası olanın askerliği kısa yapması, imkânı olmayanın uzun yapması adalet değil. Bizim güvenlik politikalarımızdaki yaklaşım; güvenlik işinin tamamen profesyonel bir orduya dönüşle sağlanması. ‘Benim yetkim dahilindeki, kontrol alanımdaki konuda yanlış bir talimat verilmişse, yapmadım, ‘olmaz’ dedim. Ben Başbakan Yardımcısıydım, AK Parti’nin kurucusuyum. Biz Sayın Erdoğan’la ast-üst ilişkisi ile hiçbir zaman çalışmadık. Doğru bir iş ise yaptık yanlış ise de karşı durduk. Benim yetkim dahilindeki, kontrol alanımdaki konuda yanlış bir talimat verilmişse, yapmadım ‘Olmaz’ dedim, bitirdim işi ama bu herkesin harcı değil. Herkes güçlü ve dirayetli bir şekilde Başbakan’la Cumhurbaşkanı’yla ilişkisini kuramaz.

Hiçbir siyasi partiyle ne iş birliği modeli ne de beraber hareket etmeyle ilgili görüşmemiz olmadı: “Biz tartışmaların, görüşmelerin içinde değiliz ama bazı partiler kendi içinde ya da diğerleri ile görüşüyor olabilir. Bizim yerel seçimlerle ilgili hiçbir siyasi partiyle ne iş birliği modeli ne de beraber hareket etmeyle ilgili görüşmemiz olmadı. Biz Genel Merkez olarak gidip de başka bir partinin Genel Merkezi ile bunu görüşmeyeceğiz. Ancak yerelden iş birliği talebi gelirse, münferiden ve istisnai olarak değerlendiririz.

Biz bir etik sözleşme hazırladık. Bunu uluslararası kabul edilmiş yerel yönetimler etik kuralları silsilesinden çıkardık. Adaylarımız imza atacaklar. Teşkilattan gelen görüşleri çok önemsiyoruz. Teşkilatımız il ve ilçe ile bir adayın arkasındaysa, o bizim için çok değerli.

BÜYÜKŞEHİRLERDE BİR MİKTAR DAHA ÇALIŞMALARIMIZI DEVAM ETTİRECEĞİZ: Uygun görmediğimiz bir birlikteliğin içinde olmamız bizim için çok çok zor açıkçası. İstanbul, Ankara ve İzmir ile ilgili epey isim dolaştı aramızda ama bunlar olgunlaşıp da henüz açıklanacak noktaya gelmedi. Onun için büyükşehirlerde bir miktar daha çalışmalarımızı devam ettireceğiz.

Biz kendi Cumhurbaşkanı adayımızla ve kendi milletvekilleri adayımızla seçime girseydik bu DEVA için çok daha olumlu bir sonuç oluşturacaktı, orası kesin. CHP bize şöyle bir argümanla geldi, ‘Cumhurbaşkanlığını kazanma ihtimalimiz var ama mecliste çoğunluğu kaybediyoruz. Bu iş birliği olmazsa, ortak listelerle seçime girilmezse çoğunluğu asla sağlayamıyoruz’ dediler ve önümüze bir sürü analiz koydular. ‘Bizim DEVA önceliğimiz kusura bakmayın, Türkiye bizim önceliğimiz değil biz aldığımız oya ve çıkardığımız milletvekili sayısına bakarız’ diyebilirdik ama bunu demedik. ‘Önce Türkiye’ dedik. Önce Türkiye dediğimiz için de partimizin kimliği açısından bedel ödedik. Bundan zarar gördük. O günkü aldığımız kararların arkasındayız, tarihin doğru yerinde durduğumuza inanıyoruz. Mevcut anayasaya göre 50+1’in ancak iş birlikleriyle ittifaklarla sağlanabileceği gerçeğini de görmemiz gerekiyordu.

YENİ HÜKÜMETTE DIŞ POLİTİKADA DAHA İYİ BİR EKİP VAR: Türkiye’nin yaptıkları Gazze’deki kıyımı önleyebildi mi, geciktirebildi mi? Ateşkes ise bir başka ülkenin arabuluculuğu ile bu noktaya geldi. O da kalıcı mı değil mi belli değil. Türkiye tarihinden, kendi coğrafyasından, o bölge ile olan eski gönül coğrafyası olmanın verdiği gücü, etkiyi maalesef büyük ölçüde yitirdi. Çizilen zikzaklar ve U dönüşü sebebiyle. Siz önemli dış politika meselelerini her gün iç politikada kullanırsanız, ülkelerle ilişkileri bozmayı ya da düzeltmeyi kendi iç politika meseleniz haline getirirseniz o zaman tutarlı, güvenli, itibarlı bir politika yürütemezsiniz.

Yeni hükûmette dış politika ve dış güvenlik konusunda bir öncekine göre daha iyi bir ekip var. Yaşar Paşa olsun Hakan Fidan olsun dış politika ve dış güvenlik ekibi bir öncekine göre açıkçası daha güvendiğim bir ekip. Ama aynı ekonomi ekibinde olduğu gibi bu arkadaşların da hareket alanı tamamen sınırlı. Cumhurbaşkanı yarın bir grup toplantısında bir nara atar onların 3 aylık emeklerini sıfırlayabilir. Öyle de bir durum var. Onun için parlamenter sistem, kurumlar, güçlü bir Dış İşleri Bakanlığı, güçlü Bir Millî Savunma Bakanlığı, güçlü bir Genelkurmay, güçlü bir İstihbarat Teşkilatı, güçlü Merkez Bankası, güçlü yargı diyoruz. Bir ülkenin gücü bunların toplamından oluşur. ‘Güçlü lider’ dediğin anda o lider kendi eliyle en büyük zararı verebiliyor.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

xxx